Söz Ustası Halis Bayram

                                           SÖZ USTASI HALİS BAYRAM

 

        Bazı insanlarımız toplumda yetenekleriyle ön plana çıkmaktadırlar. Onlar zaman zaman yeteneklerini öyle bir konuştururlar ki çevrelerindeki insanlarca hayranlıkla seyredilirler ve bu yetenekleri aylarca yıllarca konu malzemesi yapılır.

       Süttaşı Mahallesi’nden Halis Bayram bunun en tipik örneğidir. Onun yeteneği sözlerindedir. Onun için söz ustası derler. Aslında o milletin gönlünde bir sanatçıdır. Söylediği sözler ve fıkra, hikaye gibi anlatımları gerçeği yansıtır ya da gerçeğin ta kendisidir.

       Hani sohbet aralarında güzel sözlerden, yaşanmış önemli hikâyelerden bahsedilir ya sırf sohbet, muhabbet; güzel, kaliteli olsun diye. İşte bu bağlamda Halis Bayram’ın sözleri bu sohbetlere konu olur, önemli olaylara örnek teşkil eder.                                                                                                            

       Onun için sözler beyninin hafızasında tasnif edilmiştir. Herhangi bir olay ya da durum mevcut olunca o sözler yerlerinden fırlar ve olayla, durumla bütünleşerek güzellik yaratır.
        İleriyi gören biridir. İleri görüşlülüğü ile sonradan olabilecek olayları kestirebilmektedir.

        En çok kullandığı tabir “beri bak hele’dir.” Bu onun vazgeçilmez sesleniş ifadesidir. Muhabbete başlayacağı ya da birine bir şey söyleyeceği zaman eli ile karşısındaki kişiyi kendine döndürür ve hafif tebessümle “beri bak hele” deyip konuşmalarını gerçekleştir.     

        En çok söylenen hikâyesi şudur:

        Yöremizde ot konulan yere ‘merek’ derler. Kendisine ait merekte köpek ölüsü görünce “ postun para etseydi kasap gilin mereğinde ölürdün” diyerek esprili bir şekilde olaya yaklaşmıştır.

         Günümüz teknoloji, bilişim çağı ve insanlarımız özellikle çocuklarımız bundan çok etkileniyorlar. Günümüz çocuklarının bilişimle iç içe olması onu etkilemiş, çocukların yaşlarına göre yaptıklarını görünce “ Şimdiki çocuklar okuma-yazmayı annelerinin karınlarında öğreniyorlar” demiştir.
Oğlu Hamza BAYRAM yıllardır Almanya’da yaşamaktadır. Hamza BAYRAM evleneceği sırada bu durumu babasına anlatmak için konuyu açmış. Baba Halis BAYRAM da: “oğlum gelinimizin adı nedir” diye sorunca:
Hamza da:
”Sefine” demiş.
Bu cevabı duyunca:
”Bizim hangi işimiz yönüne ki oğlum” demiştir.

          Yine bir sohbet esnasında konu geçim sıkıntısından açılmış ve demiş ki :
-Ura oğlum biz emekli adamız. Ayın 15’ine kadar ayağımızı uzatıp oturuyoruz, 15’inden sonra da kısıp oturuyoruz”.

          Oğlu Ali İstanbul’da memur olarak çalışmaktadır. Yaz tatilinde memlekete gelir. Yaylaya çıkarlar. Evleri Kekre Yaylası’nın sırtında olduğundan karşı tarafta bulunan Kuzan Yaylası görünür ve oradaki sesler de işitilir. Bir akşam oturup sohbet ederler; gece olur ve yatılır. Kuzan Yaylası’nda (bilenler vardır) çok köpek vardır ve bunlar her gece bağırırlar (ürerler). Bu duruma alışık olmayan oğul Ali BAYRAM, gece bu seslerden rahatsız olur ve ara ara uykusu bölünür. Sabah kalktığında babasına bu işi dert yanar.
Halis BAYRAM da:
” Eee oğlum onlarda ondan ekmek kazanıyorlar. Ürmeseler aç kalacaklar” diyerek olaya açıklık getirir.
         

          İslamın şartı beştir ama Halis BAYRAM olaya farklı bir pencereden bakmış ve İslam’ın şartının beş değil altı olduğunu iddia etmiştir. Altıncısı nedir? diyenlere “İmamlıya itaat etmek” cevabını vermiştir.

Arkadaşlarını bir-iki gün göremezse meraklanır ve hemen birilerine “yitük nerde yitük” diye sormaktadır.

          Küçük çocuklara da takılmadan edemez “ne haber kedinin kocası” der.        

          Onun sohbetlerinde siyasetin ayrı bir yeri vardır. Televizyonlardaki açık oturumları kaçırmaz. Siyasilerin değerlendirmesini yapar. Birinde gündeme ilişkin bir konu ön plana çıkmış ve Deniz Baykal için “Ebu Baykal” tabirini kullanmıştır.
Bu aralar gündeme gelmesi sebebi sadece konuşmaları değil Fenerbahçe teknik direktörü Aragones’e benzerliğindendir. Her Fenerbahçe maçında Fenerbahçe teknik direktörünü görenler Halis BAYRAM’ı zihinlerinden geçirirler.
     

          Yöremizde şu sıralar pek piyasa da görünmemekte, çadır altında fındık seçmektedir. Bu sene herkes gibi fındık konusunda o da sıkıntı çekmiş, özlü sözlerinin devamını kış mevsimine saklamıştır.
Onun bilmediğimiz o kadar özlü sözü, anlatımları vardır ki “eğer kitap oluşturmaya kalkışsaydı külliyat oluştururdu” denilmektedir.


          O 75-80’li yaşlarında olmasına rağmen şimdi ikinci eşi Emine Hanım ve ilköğretime giden oğlu Enes ile mutlu bir hayat sürdürüyor. Kendisine ve ailesine uzun ömürler diliyoruz.

Yorum Ekle

Adınız:
E-Posta:
Başlık:
Metin Yaz:

Additional information