Hayatın Renkli Simasına Bir Örnek
- Ayrıntılar
- Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Kasım -0001 01:56
- Yayınlanma: Salı, 08 Kasım 2011 04:50
Hayatın Renkli Simasına Bir Örnek
Memleket insanımıza ait çok şeyler anlatıp dururuz kendi aramızda. Kimi insanımızın bazı davranışları, kimi insanımızın da sözleri hoşumuza gider ve bu durum eğlenceli vakit geçirmemizi sağlar. Söylenen bazı sözlerin, deyim veya atasözü kadar değeri, yapılan davranışların da bir o kadar kıymeti ortaya çıkar.
Süttaşı Mahallemizin Deregözü Mevkiinden Sinan Kabadayı ise memleket insanımızın başka bir versiyonudur. İsingilin İbrahim Kabadayı’nın tek oğlu, tek variyetidir. İlginç sözleri, hal ve hareketleri ile farklılığı hemen ortaya çıkar. Aslında onun farklılığı hayata çok da aldırış etmemesinden kaynaklanır. Hayatın peşinden sürüklenmez. Bilakis hayatı ayaklarının altında ezmek için çaba sarf eder.
Kalın titrek sesiyle meşhur olan Sinan gülmeye başlayınca öhööhöhöh gibi bir ses duyarsınız. Elleri titrer ve size “merhaba” der. Eğer sizde samimiyet hissederse yanınıza gelir, ilk önce bir çayınızı içer sonra da şakaya getirerek sırtınıza, bacaklarınıza çaktırmadan vurmaya başlar.
Siyah kot pantolonu, lacivert ceketi ve süveteri onun vazgeçilmez elbiseleridir. Özellikle süvetersiz bir hayat düşünmemektedir. Bu durum Süttaşı İlköğretim Okulu’nda bir zamanlar görev yapan Edirneli Feridun Öğretmenin dikkatini çekmiş ve Sinan’a dönerek:
Sinan bu süveteri enine (üzerine) diktiler mi?” demiştir.
Onun literatüründe mevsim denilen bir kavram yoktur. Yaz, kış, ilkbahar ve sonbaharda ceket de dahil olmak üzere elbisesini yedi kat şeklinde giyinir. Bunun sebebi kendisine sorulduğunda “tedbirimi alıyorum; benim hiç hasta olduğumu duydunuz mu?” cevabını alırsınız. Üzerindeki elbise kalabalığının özellikle yaz ayında birçok zararı olmasına rağmen yararı da bulunmaktadır. Mesela size vurmaya başladığında siz de ona karşılık verirseniz onun bedenine inme şansınız yoktur. Bu nedenle acı hissetmez ve sadece toz çıkar elbisesinden.
Ayakkabısına çok dikkat eder, onu mutlaka boyar veya siler. Evliliğinin hemen akabinde gurbetten gelen bir vatandaşımız onun evlendiğini duyamamış. Mahalleye vardığında Sinan’ın ayakkabısını yenilediğini görmüş. “Sinan hayırdır yeni ayakkabı almışsın” deyince “kız kaçırdım haberin yok mu?” diyerek cevap vermiş.
İki çocuk babası olan Sinan bazı sebeplerle eşinden ayrılmış. Çocukları Burcu ve Cengizhan’a bakmaya çalışıyor. Eşi ise başka bir yerde yeni evlilik yapmış. Eşinden ayrıldığı dönemde büyük bunalım geçirmiş ve Doğankent merkezde birçok kez eşinin yolunu gözlemiştir.
Eşi için onu anlatan en güzel mani şudur:
Oy cemilem cemilem
Sensiz ben neyliyem
Gittin bıraktın beni
Artık ne söyliyem
Eşinin artık geri gelme umudu olmadığını bildiği için boş durmuyor; yeni evlilik için girişimlerini sürdürüyor. Geçtiğimiz Ocak ayında annesiyle beraber kız görmek için Bursa’ya gitti. Bunun için 20 TL’ye takım elbise aldığını ifade ediyor. Düğünlere o kadar ilgili ki örneğin bizle alakalı olmayan bir düğün için Çatak Köyü’ne bile gidiyor.
Harun KILIÇ Sinan’la ilgili birçok malzeme türeten biridir. Aralarında öyle bir muhabbet var ki bazen görenler kırk yıllık ahbap sanırlar. Harun Kılıç onun gibi konuşarak onu taklit eder. Böyle bir muhabbet esnasında Sinan bir gün Harun Kılıç’a dönerek:
“-Harun abi sen beni sevdiğin için mi bana dakışıyun (takışıyorsun)” demiştir. Harun Kılıç ise:
“Tabi ki Sinan seni sevmeyen ölsün” demiştir.
Sinan’a “Harun KILIÇ seninle ilgili bir klip yapmış” denilince gülerek:
“O korsan yayındır inanmayın sakın” demiştir.
Harun Kılıç’ın Sinan’la ilgili söylediği en önemli parçalardan biri de şudur:
Bi daş attım pencereye dak dedi
Anası da çıktı Cemile evde yok dedi vay vay
İnanmasan gel büyük odaya bak dedi
Anası da camda Cemile damda sallanır vay vay
Şekerde katmış süzmeye de ballanır vay vay
20 gün askerlik yaptı. Askerliğinin 20 gününe o kadar şey sığdırmış ki anlatılıyor sürekli. 20 günlük askerlik süresi zarfında bir gün komutanına:
“Komutanım siz beni izne gönderin. Ben de size pancar getiririm” demiştir. Elle ot yolunmaya başlandığında “bilseydik orak getirirdik” demiştir. Askere gidene kadar Süttaşı ve Doğankent dışına pek çıkmayan Sinan, bir kereye mahsus olmak üzere o zamanlar Görele’de bulunan amcasının yanına gitmiştir. Askere vardığında komutanları bazı durumlardan şüphelenerek şakayla karışık bir şekilde Türkiye’nin başkenti neresidir Sinan söyle bakalım? Diye soru yöneltince etrafına, sağına soluna bakan Sinan bir cevap bulamayınca “Görele’dir komutanım” demiştir.
2008 yerel seçimlerinde Süttaşı Mahallesi’nin muhtar aday adayı olarak lanse edilen kişilerinden biridir. Eşinden ayrıldığı ve çocukları da büyüdüğü için önünde başka bir engelin olmadığını düşünerek muhtar aday adayı olmuştur. Muhtar adaylığı özellikle Avukat Erhan Karahan tarafından desteklenmesine rağmen sponsor yüzünden kesin adaylığını koyamamış ve bu hevesi başka bir bahara kalmıştır. Tabi ki bu işe muhtar Mehmet Türkan çok sevinmiştir.
O, el arabasını çok seviyor. Onunla taş, odun, alaf vs taşıyarak araba özlemini gideriyor. Bazen el arabasına ara gaz vererek ağzından tükürükler çıkarıyor. “Benim arabam ‘Yaparlar’ marka ve çok güvenli” diyor.
Sinanların bir araya gelmesini sakıncalı bulmuştur. Adaşı olan Namegilin Sinan Keskin bir gün kahvehanede otururken Sinan’ı görünce:
- Sinan gel masamıza otur” demiş.
Sinan hemen cevabı yapıştırmış:
İki Sinan bir araya gelince şase yapıyor; gelemem.
Yayla hayatını çok seven Sinan Haziran ayında gittiği yayladan eylül ayı sonlarında gelmektedir. Variyet konusunda pek sıkıntı çekmeyecek gibi gözüküyor. Zira ailenin tek erkek çocuğu olarak Doğankent merkez, Süttaşı-Deregözü ve Yaylada evleri bulunmaktadır. Bunun dışında Üç ayda bir aldığı malul maaşı ile geçimini sürdürüyor.
Farklı olmak zordur. Farkınızı hissettiriyorsanız mutlu olan sizsiniz. Sinan bunu başarmış bir şahsiyet olarak gururlu, mağrurdur. Daha çok anlatılacak yönü olduğunu düşündüğümüz Sinan’ın genç yaşta olmasına rağmen kendisinden bu kadar söz ettirmesi bundan sonraki yaşantısının da çok renkli geçeceğinin bir işareti, bir göstergesidir.
