Gülümoğlu'nun Hayat Hikayesi
- Ayrıntılar
- Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Kasım -0001 01:56
- Yayınlanma: Salı, 08 Kasım 2011 05:02
GÜLÜMOĞLU'NUN HAYAT HİKAYESİ
Süttaşı Mahallesinin ilk eğitmeni. 1960 askeri darbesinin inkılap muhtarı Gülümo İbrahim Güven belki de bu memlekette anlatılması ve bilinmesi gereken önemli bir simadır. Rahmetlinin ölümünün üzerinden yıllar geçti. Damatı sınıf öğretmeni İbrahim Yazıcı Gülümoyu anlattı.
“1909 yılında Çukurköy’de doğan Gülümo İbrahim Güven (Hamzo Ali’nin oğlu, Hamzo Ali’nin lakabı Gülüm Alisi olduğu için oğluna da Gülümoğlu lakabı verilmiştir.) babasının seferberlikte ölümü sonucu kardeşleri ile birlikte yetim kalırlar. 1916 yıllarında Rusların Harşit’i işgali sonucunda anneleri ile köyü terk ederek Boynuyoğun köyüne giderler. Dört kardeş olan Gülümonun iki kız kardeşi vardı. Kız kardeşlerden birinin Boynuyoğunda öldüğü diğerinin ise kaçırılarak Çukurköy’den Molla Ali’si ile evlendirildiği bilinmektedir. Boynuyoğun’da iki erkek yetimlere acıyan Türk komutanlar İbrahim ile kardeşi Mehmet Emin’i evlatlık alırlar. Biri yedi diğeri dört yaşında olan iki kardeş bu subaylarla birlikte cepheden cepheye dolaşırlar. Bolşevik İhtilali sonucu Rus ordusunun geri çekilmesi ile Görele’nin, Trabzon’un derken Rize’nin kurtuluşuna katılırlar. Rize’nin kurtuluşundan sonra iki komutanın görev yerleri değişir. Birisi Doğu, diğeri Batı cephesine tayin olurlar. İşte iki kardeş için asıl hasret burada başlar. Komutanlar iki kardeşi son kez burada kucaklaştırırlar ve İbrahim’i alan doğuya Mehmet Emin’i alan batıya yol alır. Komutanlar iki kardeşi birer tane evlatlık aldıkları için birbirleriyle mektuplaşır haberleşirler. M. Emin küçük olduğu için zamanla abisini unutur. Komutanının peşinde Sakarya Savaşına katılır. (daha on yaşlarında) Kendisi silah atamaz ama askere su, yiyecek ve cephane taşır. Yaşça büyük olan İbrahim ise kardeşini hiç unutmaz. Sürekli komutanına, hasretini çektiği minik kardeşini sorar. Komutan ise sürekli olarak ona kardeşi hakkında bilgi verir. Gel zaman git zaman savaş biter sıra devrimlere gelir. Soyadı Kanunu çıkar. Tabi ki İbrahim komutanının aldığı GÜVEN, M. Emin ise kendi komutanının aldığı OT soyadını alır. Komutanı ve manevi babası, İbrahim’i Erzurum Nene Hatun Öğretmen Okulu’na yazdırır. M. Emin’i ise manevi babası olan komutanı İstanbul’da astsubay okuluna yazdırır.(Bakın komutanların marifetlerine ki birini gelecek nesle ışık tutmak diğerini ise vatana bekçi tutmak için ayarlamışlar.)
Bir gün İbrahim’in komutanı hastalanınca İbrahim’i yanına çağırarak ona kardeşinin adresini verir. Artık İbrahim de büyümüş öğretmen okulunun son sınıfına geçmiştir. Son sınıfa geçtiğinin yaz tatilinde ver elini İstanbul der ve yıllardır hasretini çektiği kardeşinin peşine düşer. Astsubay okulunun nizamiyesine gelip oradaki görevliye kardeşini sorar. Soyad olarak da kendi soyadını söyler. Oradaki görevli böyle bir soyad ile okulda öğrenci olmadığını söyleyince oracıkta yıkılıp kalır. Durumu öğrenen okul görevlileri hemen müdahale ederler. İbrahim kolundaki hamaylısından çıkardığı resmi, görevliye göstererek işte bu ben, bu da kardeşim der. (Resim iki kardeşin ve iki komutanın Rize’de ayrıldıkları sırada çekilmiş ve bu resmi yıllarca komutanı saklamış hastalanınca da çağırıp İbrahim’e vermiş.) Bunun üzerine oradaki görevli (Okul müdürü olabilir) İbrahim’e
-Kardeşini görsen tanıyabilir misin ? diye sorar.Tanırım cevabını veren İbrahim’e bahçeye giriş izni verilir. Teneffüste dolaşan öğrencileri bir bir izleyen İbrahim kardeşini tanır. Zaten resmi inceleyen görevli de tanımıştır ama İbrahim’i denemek için çaktırmaz. M. Emin olanlara önce bir anlam veremez ancak o soluk siyah beyaz resmi görünce birlikte resim çektirdiklerini ve kucaklaştıklarını hatırlar. Rize’de ayrılık için kucaklaşan iki kardeş burada tekrar kavuşmanın sevinci ile saatlerce sarılıp kucaklaşıp ağlaşırlar orada bulunanları da ağlatırlar.
M. Emin askeri öğrenci olduğu için okuldan ayrılamaz. Ama İbrahim yaz tatilindedir. Kardeşini bulmanın müjdesini annesine vermek için sabırsızlanır. Amaç yıllar sonra anneye kavuşmak ve kardeşini de ona müjdelemektir. Tutar İstanbul’dan köyün yolunu… Ulaşır nihayet Dandı Köyüne. Ulaşmayı ulaşırda kurduğu hayaller birden suya düşer. Anneleri seferberlikte ölmüştür. İbrahim için kara günler asıl bundan sonra başlar. Köye geldiğinde köyün ileri gelenleri onun öğrenci olduğuna bakmadan kendinden yaşça büyük olan Gülizar ile evlendirirler.(imam nikahı ile) Okul zamanı gelince İbrahim okulunun yolunu tutup ver elini Erzurum der. Aradan birkaç ay geçer. Okuluna memleketten gelen bir mektup hayatını karartır. Meğer köyde Gülizar’ın kafasına girerek, o seni bırakıp gitti demişler. Buna içerleyen Gülizar da okula hitaben köyden birine evli olduklarını ve kendisini terk ettiğine dair mektup yazdırmış. Mektubu okuyan okul yönetimi soruşturma yapıp gerçekten imam nikahlı da olsa evliliğini tespit edince okulla ilişiğini kesmiş. Çaresiz köye dönen İbrahim cumhuriyet döneminde öğretmen sıkıntısı çekilirken bir yolunu bulup eğitmen olarak Harşıt’ta göreve başlamış. (Şu anda TEK’in olduğu yerde ilkokul vardı) Daha sonraları kendi evini okula çevirerek yıllarca Dandı Köyü’ne okuma yazma öğretti. Bu arada kardeşi ile de sık sık gidip geldiler. Kardeşi M. Emin’in hiç çocuğu olmadı. Astsubaylıktan emekli olduktan sonra senenin on ayını Kadıköy’deki evinde iki ayını da Mekke’de dostlarının yanında geçirdi. Son olarak 1992 yılında vefat etti.
İbrahim Güven’e gelince Gülizar’dan ayrıldı. Şimdiki eşi Asiye (Emine) ile evlendi. 1960 ihtilalinde sıkıyönetimin hükümet yönetimine el koyduğu dönemde eğitmenliğin yanı sıra köy muhtarlığını da üstlendi. Muhtarlığın verdiği gücü kullanan İbrahim Güven ilk iş olarak Dandı Köyü adını zekasını kullanmış, köyde bulunan granit taşlarından esinlenerek Süttaşı Köyü adını koydurmuştur. O güçlü zeka kim bilir belki de bugün o granit taşlarının değerini yıllar öncesinden keşfetmişti. İş bununla da bitmemişti. O çağdaş bir eğitim ve öğretim özlemi içindeydi. Yıllardır evinde verdiği eğitim yerine daha modern bir okulda eğitim öğretim verme hayali kuruyordu. Bu yüzden dışarıdan öğretmen okulunu bitirme sınavlarına katılmıştı. Bir yandan da mühür elindeyken köye bir okul yaptırma peşine düştü. Bunda da başarılı oldu. Halkla işbirliği yaparak bu günkü Süttaşı İlköğretim Okulunun yerini aldı. Okul yapımı için 1966 yılında ödenek çıkarttırdı. Bu arada kendisi de 1966’nın yazında dışarıdan girdiği öğretmen okulu sınavını vererek asil öğretmenliğe geçti. Ne yazık ki alın yazısı buna müsaade etmedi. 1966 yılının ağustosunda gittiği Fatsa Ilıca Kaplıcası’nda geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. İbrahim Güven’i rahmet ve minnetle anıyoruz.
Not: Rahmetli kardeşi M. Emin OT’tan dinlediklerimi aktardım. ( İbrahim Yazıcı- İst.)
Bir gün İbrahim’in komutanı hastalanınca İbrahim’i yanına çağırarak ona kardeşinin adresini verir. Artık İbrahim de büyümüş öğretmen okulunun son sınıfına geçmiştir. Son sınıfa geçtiğinin yaz tatilinde ver elini İstanbul der ve yıllardır hasretini çektiği kardeşinin peşine düşer. Astsubay okulunun nizamiyesine gelip oradaki görevliye kardeşini sorar. Soyad olarak da kendi soyadını söyler. Oradaki görevli böyle bir soyad ile okulda öğrenci olmadığını söyleyince oracıkta yıkılıp kalır. Durumu öğrenen okul görevlileri hemen müdahale ederler. İbrahim kolundaki hamaylısından çıkardığı resmi, görevliye göstererek işte bu ben, bu da kardeşim der. (Resim iki kardeşin ve iki komutanın Rize’de ayrıldıkları sırada çekilmiş ve bu resmi yıllarca komutanı saklamış hastalanınca da çağırıp İbrahim’e vermiş.) Bunun üzerine oradaki görevli (Okul müdürü olabilir) İbrahim’e
-Kardeşini görsen tanıyabilir misin ? diye sorar.Tanırım cevabını veren İbrahim’e bahçeye giriş izni verilir. Teneffüste dolaşan öğrencileri bir bir izleyen İbrahim kardeşini tanır. Zaten resmi inceleyen görevli de tanımıştır ama İbrahim’i denemek için çaktırmaz. M. Emin olanlara önce bir anlam veremez ancak o soluk siyah beyaz resmi görünce birlikte resim çektirdiklerini ve kucaklaştıklarını hatırlar. Rize’de ayrılık için kucaklaşan iki kardeş burada tekrar kavuşmanın sevinci ile saatlerce sarılıp kucaklaşıp ağlaşırlar orada bulunanları da ağlatırlar.
M. Emin askeri öğrenci olduğu için okuldan ayrılamaz. Ama İbrahim yaz tatilindedir. Kardeşini bulmanın müjdesini annesine vermek için sabırsızlanır. Amaç yıllar sonra anneye kavuşmak ve kardeşini de ona müjdelemektir. Tutar İstanbul’dan köyün yolunu… Ulaşır nihayet Dandı Köyüne. Ulaşmayı ulaşırda kurduğu hayaller birden suya düşer. Anneleri seferberlikte ölmüştür. İbrahim için kara günler asıl bundan sonra başlar. Köye geldiğinde köyün ileri gelenleri onun öğrenci olduğuna bakmadan kendinden yaşça büyük olan Gülizar ile evlendirirler.(imam nikahı ile) Okul zamanı gelince İbrahim okulunun yolunu tutup ver elini Erzurum der. Aradan birkaç ay geçer. Okuluna memleketten gelen bir mektup hayatını karartır. Meğer köyde Gülizar’ın kafasına girerek, o seni bırakıp gitti demişler. Buna içerleyen Gülizar da okula hitaben köyden birine evli olduklarını ve kendisini terk ettiğine dair mektup yazdırmış. Mektubu okuyan okul yönetimi soruşturma yapıp gerçekten imam nikahlı da olsa evliliğini tespit edince okulla ilişiğini kesmiş. Çaresiz köye dönen İbrahim cumhuriyet döneminde öğretmen sıkıntısı çekilirken bir yolunu bulup eğitmen olarak Harşıt’ta göreve başlamış. (Şu anda TEK’in olduğu yerde ilkokul vardı) Daha sonraları kendi evini okula çevirerek yıllarca Dandı Köyü’ne okuma yazma öğretti. Bu arada kardeşi ile de sık sık gidip geldiler. Kardeşi M. Emin’in hiç çocuğu olmadı. Astsubaylıktan emekli olduktan sonra senenin on ayını Kadıköy’deki evinde iki ayını da Mekke’de dostlarının yanında geçirdi. Son olarak 1992 yılında vefat etti.
İbrahim Güven’e gelince Gülizar’dan ayrıldı. Şimdiki eşi Asiye (Emine) ile evlendi. 1960 ihtilalinde sıkıyönetimin hükümet yönetimine el koyduğu dönemde eğitmenliğin yanı sıra köy muhtarlığını da üstlendi. Muhtarlığın verdiği gücü kullanan İbrahim Güven ilk iş olarak Dandı Köyü adını zekasını kullanmış, köyde bulunan granit taşlarından esinlenerek Süttaşı Köyü adını koydurmuştur. O güçlü zeka kim bilir belki de bugün o granit taşlarının değerini yıllar öncesinden keşfetmişti. İş bununla da bitmemişti. O çağdaş bir eğitim ve öğretim özlemi içindeydi. Yıllardır evinde verdiği eğitim yerine daha modern bir okulda eğitim öğretim verme hayali kuruyordu. Bu yüzden dışarıdan öğretmen okulunu bitirme sınavlarına katılmıştı. Bir yandan da mühür elindeyken köye bir okul yaptırma peşine düştü. Bunda da başarılı oldu. Halkla işbirliği yaparak bu günkü Süttaşı İlköğretim Okulunun yerini aldı. Okul yapımı için 1966 yılında ödenek çıkarttırdı. Bu arada kendisi de 1966’nın yazında dışarıdan girdiği öğretmen okulu sınavını vererek asil öğretmenliğe geçti. Ne yazık ki alın yazısı buna müsaade etmedi. 1966 yılının ağustosunda gittiği Fatsa Ilıca Kaplıcası’nda geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. İbrahim Güven’i rahmet ve minnetle anıyoruz.
Not: Rahmetli kardeşi M. Emin OT’tan dinlediklerimi aktardım. ( İbrahim Yazıcı- İst.)
