Çileli Hayatın Adresi: Guriş Hakkı

                           ÇİLELİ HAYATIN ADRESİ: GURİŞ HAKKI

Simasından, duruşundan, hal ve hareketlerinden karakteri hemen ortaya çıkıyor. İç dünyasının yansımasıdır bu. Masumiyet aksetmiş simasına… Durgunluk… Boynu bükük ama tebessüm de var her şeye rağmen…Yıllara hayatın zorlukları da eklenince yorulmuş artık. Yıllar onu kamburlaştırmış.

    Çok fakirlik çekmiş, gariban yaşamış, çoğu kez derdini, sıkıntısını kimseye söyleyememiştir. Ama daima şükrü bilmiş, Allah’a dua etmiş “Lailaheillallah” lafzını dilinden hiç düşürmemiştir. Her şeyin takdir-i ilahi olduğunu düşünmüş, kaderine razı olmuştur.

    Guriş Hakkı olarak bilinen Hakkı Yazıcı 1937 yılında Süttaşı’nda doğdu. Üç senelik vatani görevini ifa ettikten sonra hayat onun için asıl o zaman başladı. Nuriye Yazıcı ile hayat kurdu. Ancak Nuriye Yazıcı’yı 1985’te kemik erimesine dayalı kanser nedeniyle kaybetti. Çok acı çekti. Daha acısı tazeliğini korurken aradan geçen üç yıl gibi bir süre sonra başına büyük bir felaket geldi. Yayla olarak ikamet ettikleri Kekre Yaylası onun acısını kat kat artırdı. 2 Ağustos 1988 tarihinde Kekre Yaylasında aşırı yağışlar sonucunda evi çöktü. Evde 1976 doğumlu muteber, 1977 doğumlu Selime ve 1981 doğumlu Sebahattin bulunuyordu. Bu üç çocuk da gece uyku esnasında yakalandıkları aşırı yağmur sonucu evin altında kalarak hayatını kaybettiler. İşte bu olaylardan sonra başladı onun hayata küskünlüğü. İç dünyası karardı. Zorlukla ayakta durabildi. Yaşama tutunmaya çalıştı. Kolay değildi evlat, aile acısı. Garibanlığı bundan sonra daha da arttı.

   Yalnızlık zor işti. 1985 yılından beri bekar yaşadığı için zaman zaman eş arayışlarına girişti. Ancak bu girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.  Hayatta kalan bir oğlu ve bir kızı onun için avuntu idi. Kızını evlendirerek verdi gurbet ellere. Gözden ırak sene de birkaç gün belki görme şansına sahip oldu. Oğlu Necmi onun yanında tek evladı olarak kaldı.

     Koyun otlattı; dağlardan odun keserek satmaya ve hayatın zorluklarına göğüs germeyeçalıştı. Şirketlerde çalışmaya çalıştı. Bir şekilde priminin birçoğunu elden borçlanarak ödeyip nihayet emekli oldu. Emekli olması ona nefes aldırmayı sağladı. Ondan sonra yapılan hayır işlerinde maddi olarak ön saflarda yer aldı. Çünkü çileli, meşakkatli bir hayat sürmüştü ve neyin nasıl olduğunu çok iyi biliyordu.

   Eee heheh diye başladığı sözlerinin içinde zaman zaman espriler de yer aldı.

Onunla ilgili yaşanmış bir olay anlatılır:

     “Hakkı Dayı ile (Mercano) Hamza Özcan ceviz toplamaya gitmişler. Hakkı Dayı dalı silkelemek için ceviz ağacına çıkmış. Ancak çıkması ile inmesi bir olmuş. Çünkü ceviz dalları ariyet olduğu için düşmüş. Hamza Özcan:
“Hakkı Hakkı! diye ona seslenmiş. Hakkı’dan cevap yok. Daha fazla beklemeyeceğini söyleyerek:
“Ben gidiyorum Daha fazla bekleyemem” demiş.

Az ilerledikten sonra ayılan ve arkadan seslenen Hakkı Dayı:
“Ula Hamza ben ölmedim. Beni bırakıp da nereye gidiyorsun. Sulasana beni” demiş.

    Oğlu Necmi’ye yeni ev yapmış ancak kendisi yine de eski evinde hayatını sürdürmeye devam etmiştir.

    O sıkıntıyı acıyı, garibanlığı çok yaşamış ve hep içine atmıştır. Hayattan bir beklentisi yok artık. O ve onun gibi insanların hal ve hatırlarını sormak, dertleriyle hem hal olmak, güler yüz sergilemek ve bir merhaba demek onlara verilen en büyük değerdir. 

Yorum Ekle

Adınız:
E-Posta:
Başlık:
Metin Yaz:

Additional information